BEŞİKTAŞ
9 Mart 2022

BEBEKLİ KIZILAYCI

BEBEKLİ KIZILAYCI

Rebia Tevfik Hanım, modern bir Türk kadını olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar İstanbul’da yaşadı, Berlin ve Paris’teki başarılarını hünerle kullandığı iğnesiyle sağladı. Yurda döndüğünde gönülden bağlı olduğu Kızılaycılık ruhunu hiç terk etmedi.

Yazı: Fatih Yücel Fotoğraflar: Taha Toros Arşivi

Kurulduğu zamanki (1868) ilk adıyla “Mecrûhîn ve Marda-yı Askerîyeye İmdâd ve Muâvenet Cemiyeti” (Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti) daha sonra Cumhuriyet Devri’ne kadar bilinen adıyla Hilâl-i Ahmer ve bugün hepimizin çok iyi tanıdığı hâliyle Kızılay kurumu, kuruma bir şekilde dokunan kişilere Hilâl-i Ahmerci ya da Kızılaycı unvanını vermiştir ve bu kişiler bu unvanı hayatları boyunca taşımıştır. Yakın geçmişimizde birçok kişi bu bakımdan Kızılaycı olmuş ve bu unvanın onur ve haysiyetinin gerektirdiği davranışları sergileyerek örnek hayatlar sürmüşlerdir. Kızılay bugün olduğu gibi geçmişte de merkez teşkilatı kadar, bu merkez teşkilatına doğrudan bağlı olan ve faaliyetleriyle merkez teşkilatının yapısını ve işlevlerini destekleyen şubelere sahip olmuştur.

Kızılay’ın Bebek’te kurulmuş Boğaziçi şubesi, önde gelen üyeleri ve konumu bakımından kurum tarihinde ve ülkemizin tarihinde önemli bir yere sahiptir. Fakat bu kurulaşa ilişkin kaynaklar ve bilgimiz ne yazık ki kısıtlıdır. Bu yazıda 1910’lu yıllarda bu şubede sekreterlik yapmış Rebia Tevfik Başokçu’nun öncü bir kadın ve insan hakları savunucusu olarak hayatı ve kariyeri, girişimleriyle beraber ömür boyu süren Kızılaycılık faaliyetleri ele alınacaktır. Rebia Tevfik Hanım’ın özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ve Almanların Paris’i işgal etmesinin ardından Paris’ten ayrılma hikâyesini anlattığı “Paris Cehenneminden Nasıl Kurtuldum?(1941) ve evlenmek için gittiği Avrupa’da Paris ve Berlin şehirlerinde bir kadın modacı olarak başından geçenlere yer verdiği “Avrupa’da Yirmi Senem Nasıl Geçti?” (1942) başta olmak üzere Türkçe ve Fransızca kaleme aldığı, ya da Fransızcaya çevrilmiş eserleri bulunmaktadır. Rebia Tevfik Hanım ayrıca 1952 yılında Vatan gazetesinin temsilcisi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş, burada Kore Savaşı’nda şehit düşen Türk askerlerinin çocuklarına Türkiye’de bir yetimhane yapılması için fon arayışlarında ve temaslarda bulunmuştur. Rebia Tevfik Hanım hakkında belge toplamış ve makale yazmış kişiyse koleksiyoncu ve yazar Taha Toros’tur (Skylife, Temmuz 1994).

Taha Toros’un satırlarından öğrendiğimize göre, nüfus kütüğüne kayıtlı ismiyle Sıdıka Rebia, 18 Kasım 1887 tarihinde Rumelihisarı’ndaki aile yalısında doğmuş. Yalıları bugün ressam Şevket Dağ Yalısı olarak bilinen yalının yerindeymiş. Rebia Tevfik Hanım’ın babası Tevfik Bey’in soyu I. Ahmed’in okçubaşısı Emin Efendi’ye kadar uzanmaktaymış, babası Ali Rıza Bey ise Rumeli Defterdarlığı vazifesine kadar yükselmiş bir Osmanlı bürokratıymış. Tevfik Bey, Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı) Muhasebe Müdürlüğü yapmış, genç yaşta vefat etmiştir. Taha Toros, Rebia Tevfik Hanım’ın 1885’te doğmuş Raf’et (Refet) Başokçu isminde bir ağabeyi, Rana isminde bir kız kardeşi, Rıza isminde bir diğer erkek kardeşi olduğunu yazmaktadır.

Mürebbiyelerin elinde yetişen Rebia Tevfik Hanım, Dâru’l-Muallimât’ı (Kız Öğretmen Okulu) birincilikle bitirmişti. İstanbul’da Fransızcayı, 1920’lerde kaldığı Berlin’de de Almancayı öğrenmişti.

Rebia Tevfik Hanım’ın evliliklerden ve gönül münasebetlerinden yüzü gülmemişti. 1905 yılında Maliye Nezareti’nde memur olan Ahmed Aziz Bey’le evlenmiş; bu evlilik uzun sürmemişti. Rebia Tevfik Hanım’la Ahmed Bey, ardından bir kez daha evlenmişler; evlilikleri ikinci defa ayrılıkla sonuçlanmıştı. Rebia Hanım, Bebek’teki, bu sıralarda kadınların idareci olarak faal şekilde görev aldığı Hilal-i Ahmer (Kızılay) Boğaziçi Şubesi’nin sekreteriydi. Evliğinde mutluluğu bulamayan Rebia Tevfik Hanım, Taha Toros’a göre vazifesinden de uzaklaştı; köşesine çekilip edebiyatla meşgul oldu. Rebia Tevfik Hanım’ın Boğaziçi’ndeki hayatı, mektup üzerinden aldığı bir teklifle farklı bir mekâna, Avrupa’ya doğru aktı. Kendisinin resmini görmüş ve ilgisini mektupla beyan etmiş hariciye mensubu talibinin evlilik teklifini geri çevirmemişti. Fakat Rebia Tevfik Hanım için işler Avrupa’da beklediği şekilde seyretmedi. Hariciyeci kararından vazgeçmişti. Rebia Tevfik Hanım ise, İstanbul’a dönmek yerine Berlin’e yerleşmeyi ve büyük bir başarı elde edeceği bir maceraya girmeyi aklına koymuştu.

Rebia Tevfik Hanım’ın “Avrupa’da Yirmi Senem Nasıl Geçti?” isimli anılarında anlattığı yirmi senesi böyle başlamıştır. Taha Toros’un kullandığı metaforla, Rebia Tevfik Hanım’a “bu büyük başarıyı hünerle kullandığı iğnesi sağlamıştır”. Büyük romancımız Yakup Kadri Karaosmanoğlu da bu macerasına dair Rebia Tevfik Hanım’ı şu sözlerle anmıştır: “Yumuşak ruhlu bir Türk anasının şefkat balından başka bir şeyle beslenmemiş, çarşafı ile peçesinden henüz sıyrılmış bir İstanbul kızı, bu acı hakikatin zehrini son damlasına kadar içmek cesaretini göstermiş ve milliyetinden zerre feda etmeden o Avrupalılarla rekabet yolunda, pervasız koşup gitmiştir.” Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na göre, “İşte […] Avrupalılaşmak budur.”

Rebia Tevfik Başokçu, önce Berlin’de kurduğu moda evinde terzileriyle beraber diktikleri elbiselerle kendi sahasında bir şöhrete ulaşmış, Almanya’da 1930’lardaki rejim değişikliğinden ötürü işini Paris’e taşımak zorunda kalmıştı. Paris’teki başarısıysa Nazi rejiminin Paris’i işgaline kadar devam etmişti. Bunun üzerine Rebia Tevfik Hanım, Paris’i terk ederek yurduna dönmüştü. Bu maceralı kurtuluş öyküsünü “Paris Cehenneminden Nasıl Kurtuldum?” isimli, ilk olarak 1941 yılında Vatan gazetesinde tefrika edilmiş kitabında anlatmıştır.

Rebia Tevfik Hanım, bu tarihten sonra modacılığı bırakmış, kendini toplumsal konulara adamıştı. Fakat Rebia Hanım Kızılaycılık faaliyetlerini aslında Bebek’teki Kızılay şubesinden ayrıldıktan sonra da devam ettirmişti. Yine Taha Toros’tan öğrendiğimize göre, 1927’de Berlin’de Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa’nın kurduğu Türk Çocuklarını Koruma Derneği’nin yönetim kurulu üyeliğini ve başkanlığını yapmış; 1939’da Paris’teyken meydana gelen Erzincan depremine yardım göndermek üzere Türkiye’ye Yardım Cemiyeti’ni kurmuş, Fransa’da siyaset çevrelerinde bu cemiyete destekçi ve üyeler kazandırarak, topladığı bağışları Türkiye’ye ulaştırmıştı.

Devrin hâkim dünya görüşünü benimseyen Rebia Tevfik Hanım, Kore Savaşı’nda şehit düşen askerlerimizin çocukları için kurulacak yetimhanenin kaynaklarını oluşturmak üzere gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde Boston Post isimli gazeteye 18 Nisan 1952 tarihinde verdiği röportajda barış taraftarlığını, dünya siyasetine dair görüşlerini ve çocukların bilgilendirilmesi hakkındaki fikirlerini şu sözlerle dile getirmişti: “Ben o kadar barış taraftarıyım ki Batı demokrasilerinin her birini selamlıyorum. Özgür ülkelerin gençlerini bir araya getirmeliyiz. Bunu da kendi ülkelerimizde kalarak değil, seyahat ederek yapabiliriz. Çocuklarla başlayıp çocukların bilgilendirilmesi için onlara fırsat tanımalıyız. Ben Türk çocuklarının Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret etmelerini ve Amerikalı çocukların Türkiye’yi ziyaret etmelerini istiyorum.”

Ancak Rebia Tevfik Hanım’ın bu girişimleri bir yere kadar gelip sonuçsuz kalmıştır. 1963 senesinde vefat eden Rebia Tevfik Hanım’ın Türkiye’de geçirdiği son senelere dair elimizdeki bilgiler de yetersiz.

Yenilikçi ve modern bir Türk kadını olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar İstanbul’da yaşamış ve iki savaş arası yılları olarak bilinen nispeten huzurlu ve refah dolu günleri Avrupa’nın iki başkentinde geçirmiş Rebia Tevfik Hanım, gönülden bağlı olduğu Kızılaycılık ruhunu hiç terk etmemiş, kadın hakları, depremzedeler, çocuklar için faydalı girişimlerde bulunmuş; hayvan sever, sevgi dolu, Boğaziçili bir Türk kadınıydı.

Meraklı okuyucaya not:

Rebia Tevfik Hanım’ın mezarının nerede olduğunu tüm araştırmalarımıza rağmen bulamadık. Taha Toros’un bildirdiğine göre sağlığında mezar taşı için şu kitabeyi yazmıştı:

Ey vatandaş,

Bilime, kültüre, sanata gönül ver,

İnsanlığı sev, ona hizmet et.

Yolun uygarlığa giden yol olsun.

Çalış, ilerle, herkesi ilerlet.

 

b+ / 35. sayı / kış 2021

 

 

Haberi Paylaş:

Beşiktaş Belediyesi


BKS logo

© 2022 Beşiktaş Belediyesi. Sitedeki tüm metin ve görseller Beşiktaş Belediyesi'ne aittir. İzinsiz kullanılamaz.

F5 İletişim