TÜRKİYE
7 Mayıs 2020

KADINA YÖNELİK ŞİDDET!

Kadına yönelik şiddet!

KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Türkiye, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi’ni
2014’te onayladı ve iç hukukuna dahil etti. Ancak istatistikler İstanbul Sözleşmesi’nin de şiddeti
durduramadığını ortaya koyuyor.

Yazı: Av. Arb. Esra Yenidünya-Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı

  1. Genel Bilgiler, Kadına Karşı Ayırımcılık ve Şiddetin Kökenleri

Günümüz modern hukuk sistemlerinde kadın ve erkek, eşit haklara sahip olup, bunların hakça birbirlerine üstünlükleri bulunmamaktadır. Ancak tarihi süreçte kadının yaşadığı toplumda bir birey olarak sahip olması gereken haklar, uzunca bir süre tanınmamış[i], bu durum, kadına toplumsal olarak biçilen rol ile doğru orantılı olarak gelişmiştir. Bugün de cinsiyet ayırımcılığının ve kadınlara yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin kökeninde, toplum hayatında kadının sadece ev işlerini görmek ve çocuklarını büyütmek ile sınırlı bir yükümlülük altında bulunduğu fikri yatmaktadır. Bu fikir çerçevesinde evin geçiminin sağlanması ödevi ve dolayısıyla karar alma hakkı erkeğe aittir. Bu bakış açısı, kadın hakları bakımından mevcut sorunların en önemli nedenlerinden biridir ve kadınların hukuki haklarını fiilen kullanmalarının önünde ciddi bir engel oluşturmuştur. Hatta tarihi süreç içerisinde seçme ve seçilme hakkından, eğitime, iş ve çalışma hayatına kadar pek çok alanda kadın hak ve özgürlüklerinin değişik şekillerde ve sıklıkla ihlal edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Kadın ve erkek kişisel gelişimlerini özgürce gerçekleştirmek bakımından eşit koşul ve haklara sahip olmalarına rağmen, kadınların kültürel, sosyal sebeplerle maruz kaldığı temel ihlalleri, fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik olmak üzere dört başlık altında toplamak mümkündür[ii]. Keza halen bu temel başlıklara; fırsatlara ve kaynaklara ulaşmada, siyasal katılıma ve eğitime erişimde yaşanan zorluklar ile çalışma hayatındaki cinsiyet ayırımcılığı ilave edilebilir. İşte bu sebeple, hakça erkekle eşit seviyeye getirilmesinden ziyade, kadının, hakkını etkin bir biçimde kullanabilmesi için -pozitif ayrımcılık kapsamında- birtakım tedbirler alınması zorunluluğu doğmuştur. Bu tedbirlere, iş ve çalışma hukuku, sosyal güvenlik hukuku, medeni hukuk gibi hukukun birçok dalında olduğu gibi ceza hukukunda da başvurulmuştur[iii]. Örneğin, bazı suç tiplerinde mağdurun kadın olması cezanın artırılmasını gerektiren bir sebep olarak düzenlenmiştir. Ne var ki, alınan tüm bu önlemlere, yapılan yasal düzenlemelere rağmen kadına yönelik şiddetin tezahür biçimlerinin yaşadığımız toplumda gündem dışı kalması başarılamamıştır.

Kadına yönelik şiddetin temelinde de kadının toplumdaki yerine ilişkin yukarıda zikrettiğimiz hatalı, yanlış, çağdışı kültürel ve sosyal etkenler yatmaktadır. Gerçekten kadınlar günlük hayatta cinsel, fiziksel ve psikolojik yönden şiddete maruz kalmakta ve sıklıkla bu şiddet sayılarla ölçülmekte, ne var ki engellenememektedir. Kadına yönelik şiddetin önlenememesinde kimi zaman mevzuatın yetersizliğinden, kimi zaman uygulayıcıların hatalarından ihmallerinden de söz edilmektedir. Bizim toplumumuz açısından görünen o ki; sadece ceza mevzuatında ya da özel hukuk düzenlemelerinde kadını her türlü şiddetten koruyacak yasal önlemlerin alınması yeterli olmayıp, bu çabanın muhakkak kültürel, ekonomik, psikolojik ve sosyal ölçekli projelerle desteklenmesi, toplumdaki kadın algısının değiştirilmesi gerekmektedir.

2.Kadına Yönelik Şiddet ve Toplumsal Görünüş Biçimleri

Şiddet (violence) denildiğinde, bunun “kadına yönelik şiddet” (violence against woman) ya da “aile içi şiddet” (family violence, domestic violence) bakımından yüklendiği anlam “fiziksel, duygusal, seksüel ya da psikolojik açıdan bir kimseye zarar veren davranışlar” şeklinde anlaşılmakta[iv], bunun doğal sonucu olarak da bireyin sadece bedensel bütünlüğüne değil, ona ruhsal yönden acı veren davranışlar ve özellikle de tehdit, aşağılama, hor görme, kıskançlık temelli baskılama (psikolojik şiddet) terimin kapsamına girmektedir[v].

Aile içi şiddet kavramından ise, eylemi gerçekleştiren kişi ile mağdur hali hazırda aynı konutu paylaşsın ya da paylaşmasın veya daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya aile biriminde veya mevcut veya daha önceki eşler veya hali hazırda birlikte yaşayan ya da geçmişte birlikte yaşamış bireyler arasında meydana gelen kötü muameleler anlaşılır. Söz konusu kötü muameleler, mağdura fiziksel (örneğin, dövme, ısırma, ateşle yakma, silahla vurma), ruhsal (örneğin, sürekli bağırmak, aşağılayıcı isimler takmak, küfretmek, tehdit etmek) ve cinsel yönden zarar vermekten, ekonomik şiddete, çocuklara yönelik fiziksel, duygusal ve cinsel yönden saldırılara, terbiye ve itaat ettirme yetkisinin kötüye kullanımına (child abuse, sexual abuse) (örneğin, çocuğu aç bırakma, tavan arasına kilitleme, yakıcı nesnelerle cezalandırma, duygusal ve psikolojik olarak aşağılama) ve sorumlulukların ihmaline (child neglect) (çocuğun sağlığına, beslenmesine, temizliğine, giyimine, eğitimine, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlarına, sevgi ihtiyacına gereken önemin verilmemesi) ve hatta aileye dahil yaşlı kimselere (abuse of older adults) yönelik kötü muamelelere kadar eylem ve kapsam olarak geniş bir yelpazede ele alınabilir[vi].

Aile içi şiddet, kadına yönelik şiddetin en görünür tezahür şekillerindendir. Zira şiddet mağduru kadınların büyük çoğunluğu, mevcut yahut eski eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete maruz bırakılmaktadır. Örneğin, 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ülkemiz genelinde fiziksel şiddete maruz kaldığını bildiren evli kadınların oranı yüzde 36’dır. Diğer bir deyişle, her 10 kadından 4’ü eşleri veya yakın partnerleri tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılmıştır. 2014 yılı içerisinde eşleri veya birlikte olduğu erkeklerin fiziksel şiddetine maruz kalmış kadınların oranı ise yüzde 8’dir. Bu araştırmada evli kadınların yüzde 12’si yaşam boyu cinsel şiddete maruz kaldığını, yüzde 5’i ise son 12 ay içinde cinsel şiddete uğradığını bildirmiştir[vii].

Yine örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2005 yılında 1181 kadın birlikte yaşadığı- yakın partneri tarafından öldürülmüştür. Bu rakam, her gün ortalama olarak üç kadının öldürülmesi anlamına gelmektedir. Yine yapılan araştırmalar ABD’de ortalama her yıl 5 milyona yakın kadının partnerinden kaynaklanan cinsel ve fiziksel şiddete maruz kaldığını göstermektedir[viii].

2014 yılı itibariyle mevcut verilere dayalı olarak hazırlanan 2016 tarihli bir raporda yer verilen istatistiklere göre[ix]; İtalya’da kadınların yüzde 27’si, İspanya’da ise, yüzde 22’si 15 yaşından itibaren eşi veya partnerinden fiziksel ve /veya cinsel şiddet ya da tehdit görmüştür. İtalya’da kadınların yüzde 5’i, İspanya’da yüzde 3’ü 15 yaşından itibaren eş ya da partneri olmayan bir kişiden kaynaklı cinsel şiddete maruz kalmıştır. İtalya’da kadınların yüzde 38’i, İspanya’da ise yüzde 33’ü eş ya da partnerinden kaynaklı psikolojik şiddete uğramıştır. İtalya’da kadınların yüzde 18’i, İspanya’da ise, yüzde 11’i herhangi bir şekilde taciz edilmiştir. İtalya’da kadınların yüzde 13’ü, İspanya’da yüzde 8’i herhangi bir şekilde ekonomik şiddete maruz kalmıştır.

Konuyla ilgili güncel bir durum ise, COVİD-19 salgınının başlaması ile birlikte tüm dünyada yaşanan sokağa çıkma yasakları ve karantina uygulamaları sırasında özellikle kadına yönelik aile içi şiddet vakalarında yaşanan artışlardır. Örneğin, Çin’in Hubei Eyaletinde bir şehir olan Jingzhou’daki bir polis karakoluna bildirilen aile içi şiddet vakalarının, Şubat 2020’de bir önceki yılın aynı dönemine göre üç kat arttığı bildirilmiştir[x]. Bu dönemde Fransa’da aile içi şiddet bildirimlerinde %30, Brezilya %40-50 artış yaşanmıştır. İtalya ve ABD’de de benzer artışlar tespit edilmiştir[xi]. İngiltere’nin aile içi şiddet konusunda çalışan en büyük kuruluşu olan Refuge[xii] yardım hattına yapılan çağrılarda tek bir gün içerisinde %700 artış olduğu bildirilirken, aile içi şiddet faillerine yönelik (bu kişilerin davranışlarını değiştirmeleri amacıyla destek alabilmeleri için) tesis edilen farklı bir yardım hattının ise Covid-19 karantinasının başlamasından sonra %25 daha fazla çağrı aldığı belirtilmiştir[xiii].

  1. Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetin Boyutları

Ülkemizde kadına yönelik şiddetin görünüş biçimlerinden özellikle kadın cinayetleri, yaralama, tehdit, kadınlara karşı gerçekleştirilen cinsel saldırı, cinsel istismar ve cinsel taciz eylemleri ile kaçırma alıkoyma fiilleri kamuoyunda sık sık gündeme gelmektedir. Aşağıda yer verdiğimiz veriler resmî açıklama ve araştırmalardan nakledilmiş olup, medyada çıkan haberler üzerinden yapılan çalışmalarda, daha yüksek oran ve rakamların ifade edildiğini belirtmemiz gerekir.

Yapılan resmî açıklamalarda[xiv] 2016’da 304, 2017’de 353, 2018’de 280 kadın, cinayete kurban gitmiştir. 2019 yılının kasım ayı itibariyle 299 kadın cinayet sonucu hayatını kaybetmiştir. 2019 yılında gerçekleşen bu fiillerin yüzde 72,8’i evde işlenmiş, faillerin yüzde 95’i eş, partner ya da akrabalar olmuştur. Son dört yılda öldürülen 1167 kadından, 76’sı hakkında koruma kararı alınmış olmasına rağmen, korunamayarak öldürülen kimselerdir. Yine bu dönemde failler yönünden yapılan incelemede bunların yüzde 86’sının daha önceden sabıkası bulunmamaktadır. Cinayeti işleyenlerin yüzde 18,9’u lise ve dengi okuldan, yüzde 5,5’i ise üniversite mezunudur.

Ülkemiz yönünden 2014-2015 yılları itibariyle mevcut verilere dayalı olarak hazırlanan 2016 tarihli bir raporda yer verilen istatistiklere göre[xv]; en az bir kez evlenmiş kadınların yüzde 36’sı 15 yaşından itibaren eş ya da partnerinin şiddetine uğramıştır. Türkiye’de kadınların yüzde 3’ü 15 yaşından itibaren eşi ya da partneri olmayan bir kişiden cinsel şiddet görmüştür. Eş ya da partnerinin cinsel şiddetine maruz kalanların oranı ise yüzde 12’dir. En az bir kez evlenmiş kadınların yüzde 44’ü herhangi bir şekilde psikolojik şiddete uğramıştır. Evli olan her beş kadından biri eşi ya da partneri tarafından aşağılandığını, yüzde 21,2’si tehdit edildiğini, yüzde 61,5’i kontrol edici davranışlara maruz kaldığını ifade etmiştir. Karşıt yapılan incelemede erkeklerin yüzde 43,4’ü eş veya partnerlerinin bir başka erkekle konuştuğunu duyduklarında öfkelendiklerini bildirmiştir. Eşinin giyimine müdahale eden erkeklerin oranı yüzde 33,6’dır. Kadınların yüzde 30’u çalışmalarının engellenmesi, işten ayrılmaya zorlanma, gelirlerine el konması gibi ekonomik şiddete muhatap olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2013 yılında 13.853 kadın, aile içi şiddetten kaynaklanan yaralanma şikayetiyle sağlık kuruluşlarına müracaat etmiştir.

Şubat 2012’de yapılan bir araştırmaya göre, çocukların son bir yıl içerisinde %20,5’inin en az bir kez ev içi şiddete tanıklık ettiği ve en çok karşılaştıkları ev içinde tanık olunan şiddetin çocukların evde korkmalarına neden olacak şekilde birbirine bağıran ve birbiriyle tartışan yetişkinler görmeleri olduğu saptanmıştır. Çocukların %79,54’inin ise ev içi şiddete tanıklık yaşantısı olmadığı görülmüştür. Ev içi şiddete tanıklık etmeyen çocuklardan % 3,7’si, son bir yıl içerisinde olmasa da daha önce en az bir kez ev içi şiddete tanıklık ettiklerini belirtmişlerdir[xvi]

Tüm bu veriler ortaya koymaktadır ki, ülkemizde kadına yönelik ayırımcılık temelli kötü muamele ve fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet önemli noktalara ulaşmıştır. Belirtelim ki, insanlar rakamlardan ibaret değildir. Her bir vaka toplumumuz, insanımız açısından hak edilmeyen bir dramı içermektedir. Tabidir ki, işlenen hukuka aykırı eylemle en etkili mücadele, ceza hukuku araçları ile etkili bir şekilde ona müdahale etmektir. Ancak bu müdahale takdir edilir ki, bir sonuçtur. Halbuki bu rakamları azaltmanın yolu, sebebi ortadan kaldırmaktır.

  1. İstanbul Sözleşmesi ve Önemi

Kadına yönelik şiddet denildiğinde, konuyla ilgili en önemli metin iç hukukumuzun da bir parçası olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesidir. 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılması sebebiyle, kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak da isimlendirilen bu sözleşme, aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele konusunda en önemli araçlardan birisidir (m.2). Hali hazırda İstanbul Sözleşmesi’ni 46 Avrupa Ülkesi imzalamış, Türkiye dahil 34 ülke onaylayarak iç hukukuna dahil etmiştir[xvii]. Avrupa Birliği’nin de taraf olduğu sözleşmeyi, Konsey üyesi olmayan 7 ülkenin de imzalamış olduğunu ifade etmek gerekir. Sözleşmenin esas aldığı temel felsefe ile koruma araçlarından bu yazımızda kısaca bahsetmemiz, İstanbul Sözleşmesinin kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki önemi ve etkisini ortaya koyacaktır.

Sözleşmenin başlangıç kısmında, kadınlar ve erkekler arasında de jure (hukuki) ve de facto (fiili) eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesinde temel unsur olduğu ifade edilmiştir. Kadına karşı şiddet, kadınlarla erkekler arasında tarihten gelen eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olup, bu güç ilişkileri erkeğin kadından üstün tutulmasına ve kadınlara ayırımcılık yapılarak ilerlemelerine engel olmaktadır. Sözleşme; kadınlara karşı her türlü şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak, kadına karşı ayırımcılığın önlenmesine ve kadın ve erkek eşitliğini gerçekleştirmeye katkı sağlamak, şiddet mağdurlarının korunması için etkili önlem ve politikalar üretmek, bu alanda uluslararası iş birliğini yaygınlaştırmak, bu alanda bütüncül yaklaşımların varlığı için kolluk ile diğer kuruluşlar arasında iş birliğini sağlayacak politikalar üretmek amaçlarına özgülenmiştir (m.1).

“Kadına karşı şiddet”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık olarak tezahür eden ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsin, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemlerini ifade etmektedir (m.3/a). Sözleşmede aile içi şiddetin de tanımı yapılmış ve bu eylemin aynı konutu paylaşsın ya da paylaşmasın mevcut ya da daha önceki eşler veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemlerini kapsadığı belirtilmiştir (m.3/b).

Taraflar şiddetin önlenmesi ve kadınların şiddete karşı korunması için yasal düzenlemeler yapacak, tedbirler alacaktır, aynı zamanda şiddetin temel sebeplerinden kadına karşı ayırımcılığı önlemek üzere, mevzuatlarında eşitlik prensibine aykırı hükümler varsa bunları düzeltecek, gerektiğinde mevzuatı gözden geçirmek ve yaptırımını da öngörmek suretiyle kadına karşı ayırımcılığı önleyecektir (m.4). Sözleşme kadına karşı şiddetin, sadece caydırıcılık ya da etkili koruma tedbirleriyle önlenemeyeceği gerçeğinden hareketle, toplumdaki kadına karşı şiddetin kökenlerinin ortadan kaldırılmasını temel ve vazgeçilmez bir prensip olarak hemen her hükümde tekrarlamaktadır.

Bu anlamda, kamusal makamların eğitimi ve bilinçlendirilmesinin yanı sıra, kadına karşı şiddetle mücadelede etkin rol oynayan sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapılacak, bu faaliyetler takdir, teşvik edilecek ve desteklenecektir (m.9). Taraf devletler, kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır. Belirli şartlar nedeniyle hassas konuma gelmiş insanların ihtiyaçları göz önüne alınacak ve karşılanmaya çalışılacak ve tüm tedbirlerin merkezinde mağdurların insan hakları yer alacaktır. Kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edecek tedbirleri alacaktır (m.12).

Sözleşme kadının şiddetten korunmasına dönük, önleyici ve caydırıcı tedbirlerin, kadına yönelik şiddetin her bir tezahür biçimine dair yaklaşım prensiplerinin, yaptırım sisteminin (m.29 ila 48) soruşturma ve kovuşturmalarda dikkate alınacak ilkelerin (m. 49 ila 59), mağdurun korunmasına, durumunun iyileştirilmesine dönük politikaların üretilmesine özgü yaklaşımların (m.18 ila 28) yanı sıra cinsel şiddetin temel sebebi olan ayırımcılık yönünden farkındalığı artırmaya ve eğitime dair düzenlemeleri ile de oldukça değerlidir. Gerçekten taraflar bu Sözleşme kapsamındaki her türlü̈ şiddet eyleminin ortaya farklı şekillerde çıkışı ve bu eylemlerin çocuklar üzerindeki etkisi ve bu şiddet eylemlerinin önlenmesi ihtiyacı konusunda halk arasındaki farkındalığın ve anlayışın arttırılması için, yerine göre ulusal insan hakları kuruluşları ve eşit haklar kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özellikle kadın örgütleriyle iş birliği de dahil olmak üzere, düzenli olarak ve her düzeyde farkındalık arttırıcı kampanya ve programları yaygınlaştıracak veya uygulayacaktır. Keza alınan tedbir ve önlemlerin halk arasında bilinirliğinin artırılmasına da çaba sarf edilecektir (m.13). Yine taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde çatışmaların şiddete başvurmadan çözüme kavuşturulması, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dahil edilmesi için çalışmalar yapacak, bu eğitim materyallerini sadece yaygın eğitimle değil, spor, kültür ve eğlence tesislerinde ve medyada da yaygınlaştıracaklardır (m.14).

Sözleşmenin koruyucu ve önleyici düzenlemelerinin hayata geçmesi yönünden ülkemizde 8 Mart 2012 tarih ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Daire Kanun temel hukuki araçtır. Ancak yukarıda örneklerini verdiğimiz üzere, ceza kanunlarında bu fiillere öngörülen yaptırımların artırılması, kadının korunmasına ilişkin tedbirlerin alınması kadına karşı şiddetin önlenmesinde yeterli gelmemektedir. Top yekûn bir anlayış değişikliğine, insan hak ve özgürlüğü temelli bir yaklaşıma, insanı değersizleştiren her türlü uygulamayı örf ve âdet başlığı altında meşrulaştırmaya dönük fikirleri reddetmeye ve “amasız, “hemen” kadına karşı şiddetin sebeplerini toplumumuzda ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç sadece mevzuat ya da uluslararası bir sözleşmede yükümlülük altına girmemizden değil, “insan olmak” ve “insan olduğumuzu hatırlamak için” elzemdir.

 

[i] Örneğin Alman Hukuku’nda erkeğin kadın üzerinde yüzyıllar boyunca devam eden hakimiyeti ve bu hakimiyetin kurulabilmesi için şiddete başvurabilme hakkı ancak 1928 yılında kaldırılmış, kadın ve erkeğin cinsiyet bakımından hukuk nezdinde eşitliği hukuki garanti altına alınmış ve bu kapsamda erkeğin kadına yönelik şiddet içeren davranışları yine bu yıllarda ceza müeyyidesine bağlanmıştır. Bkz. Heidrun Brandau-Karin Ronge, Gewalt gegen Frauen im häuslichen Bereich, Alte Ziele-Neue Wege,Berlin 1997, s.3.

[ii] Brandau-Ronge, s.3.

[iii] Bu tedbirlere ceza hukuku alanında başvurulması, kadının biyolojik yapısı gereği özellikle bazı suçlar bakımından mağdur olma risklerinin erkeklere nazaran çok daha yüksek olması ile de alakalıdır. Bkz. Sandra Mauer, Die Frau als besonderes Schutzobjekt strafrechtlicher Normen, Logos Verlag, Berlin 2009, s.4.

[iv] Carlson, Bonnie E.- Worden, Alissa Pollitz- Ryn, van Michelle-Bachman, Ronet, “Violence Against Women: Synthesis of Research for Practitioners”, Final Report submitted to the National Institute of Justice, Department of Justice, National Institute of Justice, Washington, 2000, NCJ 199577 (http://www.ojp.usdoj.gov.nij); Moracco, Kathryn E. – Runyan, Carol W.- Dull, Lisa, “Violence Against Women: Synthesis of Research for Public Health Policymakers”, Final Report submitted to the National Institute of Justice, Department of Justice, National Institute of Justice, Washington, 2003, NCJ 201567 (http://www.ojp.usdoj.gov.nij).

[v] Bkz. Yıldırım, Aysel, Sıradan Şiddet. Türkiye’ye Özgü Olmayan Bir Sorun: Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddetin Toplumsal Kaynakları, İstanbul 1998, s.25.

[vi] Bkz. Sokullu-Akıncı, Füsun, Kriminoloji ve Viktimoloji Bağlamında Aile İçi Şiddete Genel Bir Bakış, in: Suçla Mücadele Bağlamında Türkiye’de Aile İçi Şiddet. Ülke Çapında Kriminolojik-Viktimolojik Alan Araştırması ve Değerlendirmesi. XIII. Dünya Kriminoloji Kongresinde Sunulan Tebliğler (Rio de Janeiro, 10-15.08.2003), İstanbul 2003, s.8,9.

[vii] Hacettepe Üniversitesi ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Domestic Violence against Women in Turkey,Summary Report Ankara, December 2014 (http://www.hips.hacettepe.edu.tr/ing_summary_report_vaw_2014.pdf).

[viii] https://now.org/resource/violence-against-women-in-the-united-states-statistic/.

[ix] Bkz. Palmén, Rachel-Francoli, Nuria-Genova, Angela-Göksel, Asuman-Sales, Laura-Sansonetti, Silvia-Tozlu, Çiğdem-Güngör, Duygu-Öztürk,Aslıhan, “WAVE: Kadına Yönelik Şiddet Karşılaştırmalı Raporu: İtalya, İspanya ve Türkiye”, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen proje kapsamında hazırlanan rapor, .(https://notus-asr.org/wp-content/uploads/2016/05/WAVE_CR_TR_FINAL_7March2016-2-2.pdf).

[x] Dünya Sağlık Örgütü’nün 7 Nisan 2020 tarihli raporu için bkz. https://apps.who.int/iris/bitstream/handle/10665/331699/WHO-SRH-20.04-eng.pdf.

[xi] Bkz. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC7152912/

[xii] 1971 yılında kurulan Refuge, İngiltere’de çocuk ve aile içi şiddet konusunda faaliyet gösteren en büyük organizasyondur. Kadınlara karşı her türlü şiddet (aile içi/cinsel/insan ticareti) kurumun çalışma alanına girmektedir.

[xiii] Bkz. https://www.theguardian.com/society/2020/apr/12/domestic-violence-surges-seven-hundred-per-cent-uk-coronavirus.

[xiv] Bkz. Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi Toplantısı, 15 Kasım 2019, in: https://www.dw.com/tr/bu-yıl-türkiyede-299-kadın-cinayete-kurban-gitti/a-51272793.

[xv] Bkz. Palmén, Rachel-Francoli, Nuria-Genova, Angela-Göksel, Asuman-Sales, Laura-Sansonetti, Silvia-Tozlu, Çiğdem-Güngör, Duygu-Öztürk,Aslıhan, “WAVE: Kadına Yönelik Şiddet Karşılaştırmalı Raporu: İtalya, İspanya ve Türkiye”, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen proje kapsamında hazırlanan rapor, .(https://notus-asr.org/wp-content/uploads/2016/05/WAVE_CR_TR_FINAL_7March2016-2-2.pdf).

[xvi] Çocukların Ev İçinde Yaşadıkları Şiddet Araştırması, (Bu araştırma Genç Hayat vakfı koordinasyonunda Uluslararası Çocuk Merkezi Derneği ve Geleceğimizin Çocukları vakfı ortaklığında Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından ortaklaşa finanse edilen Sivil Toplum Örgütleri Arasında Diyaloğun Geliştirilmesi programı kapsamında yürütülen Çocuğa Karşı Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Projesi’nin bir faaliyetidir) Şubat 2012.

[xvii] 6251 sayılı ve 24.11.2011 tarihli Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, RG.29.11.2011, Sayı:28127.

Haberi Paylaş:

Beşiktaş Belediyesi


BKS logo

© 2020 Beşiktaş Belediyesi. Sitedeki tüm metin ve görseller Beşiktaş Belediyesi'ne aittir. İzinsiz kullanılamaz.

F5 İletişim