BEŞİKTAŞ
8 Aralık 2015

“DİSİPLİNLER ARASINDA YOLCULUKLAR BANA NEFES ALDIRIYOR”

“Disiplinler arasında yolculuklar bana nefes aldırıyor”
Söyleşi: B+ Fotoğraflar: İletişim Deposu

Beşiktaş Belediyesi kent kültürü dergisi B+’nın 26. sayısında, son filmi “Yemekteydik ve Karar Verdim”le ilk kez yönetmenliği deneyen ödüllü oyuncu Görkem Yeltan’la filmi, yeni projelerini ve kenti konuştuk.

Görkem Yeltan sinema, edebiyat, müzik gibi farklı disiplinlerde işler üreten çok yönlü bir sanatçı. Yeltan, senaryosunu Burcu Aktaş, Yalçın Akyıldız, Nilüfer Uğur Dalay ile birlikte yazdığı ve aynı zamanda oyuncu kadrosunda yer aldığı “Yemekteydik ve Karar Verdim” adlı filmin yönetmenliğini de üstlendi.

Yazdığınız, oynadığınız ve yönettiğiniz filmle başlayalım: “Yemekteydik ve Karar Verdim”. Yemek ve bayram sizin için şenlikli sözcükler midir?

Ailenin buluşmasına imkân sağlayan yemekler, doğum günleri, yeni yıl karşılamaları, bayramlar… Vesile ne olursa olsun birbirlerini seven, değer veren insanların bir araya gelmesi bana hep iyi gelir. Üzücü bir olaydaki kenetlenme bile ne kadar etkileyicidir düşünüldüğünde. Bir araya gelme, ister olumlu ister olumsuz bir nedene bağlı olsun, içinde pek çok fırtına da barındırabilir, hepimizin çok çok iyi bildiği gibi.

Evet, aile buluşmaları çatışmayı da kapsayabilir. Filminizdeki bayram buluşması nereye doğru götürüyor kahramanlarınızı?

Karakterlerimizi ailenin içinde de görüyoruz, ancak kendi var oluşlarına da aile dışındaki yaşamlarına da tanık oluyoruz. Bir bayram buluşması fırtınayı karşılıyor “Yemekteydik ve Karar Verdim”de. Pek çok karar var bu kez buluşmanın sonunda. Ben bile o kararların uygulanıp uygulanamayacağını bilmiyorum.

Neden aile üzerine bir film?

Aile ilişkilerini önemseyen bir yaratıcı ekiple yola koyulduk. Aileyi de… Önemsiyoruz derken gözümüzü, kulağımızı onun omzumuza yüklediklerine kapatıyoruz anlamı çıkmasın buradan. Bildiğimiz dünyayı anlatmayı uygun gördük, bizi bu daha çok heyecanlandırdı. Biliyorum bu dönem sinemamız genellikle daha az kişiye odaklanıyor ve hikâyeler gelir düzeyi anlamında imkânların kısıtlı olduğu yerlerde geziniyor ama bizim kararımız burjuva ailesinin bir araya geldiği bayram sürecine odaklanmak üzerineydi.

Senaryo yazarları da oyuncular da yakınlarınız, arkadaşlarınız. Örneğin Arzu Okay’ı 13 yaşından bu yana tanıyormuşsunuz. İlk yönetmenlik denemenizde “aile ortamı”nda olmak size nasıl kolaylıklar sağladı?

Aile ortamım diyebileceğim bu ortamda kendimi güvende hissettim elbette. Benim yakınım, bana güvenen, beni destekleyenlerle örülüydü etrafım. Şimdi filmi bitirince düşünüyorum da çok şanslıyım. Ne kadar çok insan beni seviyormuş, ne kadar çok yakınım bana güvenip, benim hayalimi gerçekleştirmek istiyormuş… Böyle düşündüğümde de çok mutlu oluyorum. Daha çok çocuk kitabı, şarkı sözü, senaryo yazmak, daha çok projeyi hayata geçirmek için umutla sarılıyorum hayata.

“Yemekteydik ve Karar Verdim” İstanbul, Gebze ve Bodrum’da çekildi. Bu kentler, öyküyü nasıl etkiledi, destekledi?

Senaryoyu yazarken mekânlarımızda çalıştık biz. Oyuncularımız belliydi, onlara göre çizdik rotaları. Bir sahnenin nasıl çekileceğini, kimin nerede olacağını, kameranın nerede duracağını, mizansenin ne olacağını ve tüm detayları biliyordum senaryo ekibimizle girdiğimiz yazım sürecinde. Önceden çalışılmış bir işte rahat edebilirdim ancak. Öyle de oldu. Yaptığım her işte önümü görerek gitmeyi seviyorum ben. Diğer yöntemle ilerlemek yanlış değil elbette. Sadece bilerek atılan adımlar benim çalışma sistemime daha çok uyuyor diyebilirim. Şehirler karakterlere ve sahnelerin nefes alıp vermelerine uygun oldukları için seçilmişlerdi.

Fragmanda bir taş ocağı görüntüsü var ve bu görüntü akla ister istemez Türkiye’de son yıllarda artan doğa katliamını getiriyor. Filmin böyle bir kaygısı var mı?

Taş ocağı ile birleştirdiğimiz alt metinler bambaşka yerlerde geziniyor. “Yemekteydik ve Karar Verdim” içsel yolculukların izinde sürüklenen bir film, ancak duyarlılık noktalarımız sahnelerde de karakterlerin var oluşlarında da alt metinlerde de kendini ortaya koyuyor.

Kendinizi iyi bir kentli olarak tanımlar mısınız; daha doğrusu “iyi bir kentli”yi nasıl tanımlarsınız?

Kendime seçtiğim çizgide kentli olmayı tercih ettiğim muhakkak. Kentli olmanızın koşullarını o şehrin kendini ortaya koyuşunun belirlediği de muhakkak. Ben ülkemizdeki kent kültürünün tanımını, bildiğim biçimiyle tamamlanamadığını düşündüğümden elbette, tam olarak yapamayanlardanım. Yapabilenlerin kendilerine “iyi bir kentli” demesine saygı duymakla birlikte, yaşadığım yerde geçer akçe olan iyinin kriterleri bana zaman zaman uymuyor. Dolayısıyla bu kentin içinde iyi bir kentli olmadığımı açık açık itiraf edebilirim. Benim gördüğüm, yaşamayı sürdürmek istediğim, hayal ettiğim kentler şu an bulunduğum kentteki yaşama epeyce uzak kalıyorlar. O kriterleri düşününce iyi bir kentli olabileceğimi varsayıyorum ama.

Bu anlamda Beşiktaş, tarihi, kültürel ve doğal dokusuyla sizin kent yaşamınızda neler ifade eder? Ara sıra uğramaktan, yürümekten hoşlandığınız mekânlar, sokaklar var mıdır?

Beşiktaş’ı severim. Yürüyüş güzergâhımda yer alan bir yol, Dolmabahçe Sarayı’nın önündeki ağaçlı yol, pek çok kitabımın fikrini orada yürürken bulduğum bir yoldur. Nefes alıp vermeyi, ıslanmayı sevdiğim, benim yolculuklarıma imkân sağlayan bir yol. Şişli, Beyoğlu, Eminönü ve Beşiktaş’ta geçiyor hayatımın iş dışında kalan kendime ait olan bölümü. İfade ettiklerine gelince… Evime gelmiş gibi hissediyorum, bana sağladıkları imkânların değerini biliyor, eksikliklerine de çok üzülüyorum.

Sinema, çocuk kitapları, şarkı sözü yazarlığı, resim… Disiplinler arasında yolculuk yapmayı seviyorsunuz. Bir an için bunlardan birinin olmadığını düşünseniz kendinizi nasıl hissederdiniz?

Son yayımlanan çocuk kitabım “Çok Şiir Bir Salıncak”taki “Bitti” şiirimin bu soruya iyi bir yanıt olacağını düşünüyorum:
“Bittiyse bitti
Ben de giyerim sarı potinlerimi
Yakalarım başka hikâyeleri
Sanki bitmesi çok da derdimdi”

“Her kitabımı albüm, film, çizgi film olarak hayal edebiliyorum esasında ama nasıl bir kaderleri olacak henüz bilemiyorum.” Bu cümle sizin. Yönetmenliği denedikten sonra “Belki bir gün ben çekerim” diyor musunuz?

Kendi kitabımla bir yola koyulmak ilk tercihim olmaz çünkü ben onunla yaşadım uzun bir süre, onun için yapabileceğim her şeyi, elimden gelenin en iyisini yaptım. Geri dönüp baktığımda değiştirmek istediğim binlerce şey olmuyor mu, her baskıda tekrar tekrar hikâyeyi başka yerlere götürmek istemiyor muyum, istiyorum elbette. Bir şarkı sözümde beş yıl önce aklıma gelmeyen bir şeyi buluverdiğimde üzülmüyor muyum çok, üzüldüğüm oluyor. Tıpkı biraz önce söylediğim gibi ama. Takılıp kalırsam nasıl atacağım yeni adımlarımı sarı potinlerimle? Biten bitti, yakalanacak pek çok hikâye var daha.

Sırada hangi film, hangi kitap var; yeni projelerden bahseder misiniz?

“Yemekteydik ve Karar Verdim”in çekimleri sonrası post prodüksiyon döneminde İtalya’da bir ay geçirmem gerekti. Filmi hayal ettiğim gibi Roma’da Casa del Cinema’da izler izlemez İstanbul’a gece üçte geldim ve aynı gün “Bünyamin” isimli filmde oyuncu olarak görev aldım. O bitince de yine “Durak” isimli bir uzun metrajın çekimine başladık. Çekimleri yeni tamamladık. Yönetmenlik dönemi sonrası oyuncu olarak görev aldığım bu iki filmde de dünya bambaşka görünmeye başladı bana. Tüm zorlukları geride bırakmıştım ve sanki yenileniyor gibiydim. Eminim bundan sonra oyunculuk dışında yapacağım ilk iş için de aynı cümleyi sarf ederim. Disiplinler arasında yolculuklar nefes aldırıyor bana ve mutlu ediyor beni…

Bitirdiğim yeni dosyamın ismi: “Kısa Boyunlu Zürafa”. Çalışmaktan çok hoşlandığım bir kitap oldu, ancak ismini yayıncım değiştirecek mi, hangi isimle bir kitap olacak bilemiyorum şimdilik. Çizimlerini ikinci kez kendi yaptığım bir çocuk kitabı bu ve beni çok heyecanlandırıyor.

Mehmet Güreli’nin yönetmenliğini yapacağı, Salah Birsel’in “Dört Köşeli Üçgen” isimli romanından çalıştığım uyarlamanın çekimlerinin yakın bir dönemde başlayacak olması da beni heyecanlandırıyor.

Elimde yeni dosyalar da var üzerine çalıştığım. Hayatta kalmayı başaranları ya da benim çabamın yettiği ve yaşatabildiklerimi hep birlikte görürüz zaten.

Son soru yine “Yemekteydik ve Karar Verdim”le ilgili. İki kez Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü aldınız. Yeni filminiz ise festivalden ödülsüz ayrıldı. Sonuçları nasıl yorumluyorsunuz?

Altın Koza Film Festivali çok sevdiğim ve değer verdiğim, “İyi ki var!” dediğim bir festivalimiz. İlerideki nesillere kesintisiz aktarılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Muhakkak ki bir filmi ödül alması için yapmıyoruz ve onun için oynamıyoruz filmlerde. Bir hayal dünyasının aktarılması, onun başkalarıyla buluşması kadar güzel bir şey var mı? Ben festivale seçilmekle çok büyük bir ödül aldığımızı düşünüyorum zaten. Gönül ister ki yaptığınız işi birileri görsün, izlesin. Bu nedenle biz ödülsüz ayrılmadık festivalden, diğer filmler de…

Bu yıla özel olarak, daha çok seyircinin olmasını, ilk filmimi sinemada, Adana’da seyircilerle birlikte izleyebilmeyi arzu etmez miydim? Çok isterdim ama hayat bazen sizin istediğiniz her şeyi sunmuyor. Bunu bilecek yaşa gelmiş biri gibi davranmak, bir çocuğun heyecanıyla devam etmek zorunda olduğumu biliyorum. (B+: Adana Altın Koza Film Festivali’nde bu yıl, Türkiye’de yaşanan olaylar neden gösterilerek, galalar ve törenler iptal edilmişti.)

Yine de festivalden ödül almadan ayrılmak meselesinde ne düşünüyorum derseniz, jüri başkanı benim beğendiğim bir yaratıcımızdır. Kararına saygım sonsuzdur. Öyle olmasaydı filmimizi geri almak, jüriye sunmamak elimizdeydi. Beğenilerin tartışılacak yanı yok. Ben de jüri görevlerimde kendim neysem, nerelere yatıyorsa gönlüm öyle kararlar veriyorum. Sonuçların da o gözlerden çıkan doğru (Filmleri festivalde olamadığımızdan izleyemedik. Bu nedenle bir yandan üzülerek söylüyorum.) sonuçlar olduğuna güvenim sonsuz. Aksini düşünseydim bu ülkede üretmeye devam etmek istemezdim sanıyorum.

B+ 26. sayı
Haberi Paylaş:

Beşiktaş Belediyesi


BKS logo

© 2019 Beşiktaş Belediyesi. Sitedeki tüm metin ve görseller Beşiktaş Belediyesi'ne aittir. İzinsiz kullanılamaz.

F5 İletişim