BEŞİKTAŞ
20 Haziran 2021

4. LEVENT’İN SİMGESİ

4. Levent’in simgesi

Önce Levent Kışlası’nın ve Sultan III. Selim’in Hünkâr Kasrı, sonra Perili Köşk ve şimdi Türkiye Futbol Federasyonu’nun Levent Binası 4. Levent’in en önemli simgelerinden biri.

Yazı: Erol Kuntsal

Bu yazımda, Beşiktaş ilçesinin 4. Levent semtinin Konaklar Mahallesi’ndeki, tarihi 1793 yılına kadar uzanan önemli bir yapıyı, geçirdiği dönemleri ve kısaca o dönemlerde yaşananları anlatacağım.

Yazıma bir belge ile başlıyorum. 1959 yılında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü talebesi 9748 numaralı Şengün Özalp, “Levent Mahallesinin Beşeri ve İktisadi Etüdü” adlı 28 sayfadan oluşan bir “Mezuniyet Tezi” hazırladı. Tezin ilk sayfasına Doç. Dr. Erol Tümertekin “Müdafaa edilebilir” diye yazdı, 22 Mayıs 1959 tarihini attı ve imzaladı. Tez “İstanbul Üniversitesi” kaşesi ile mühürlendi, 2807 numara ile kaydedildi ve ciltlendi. Yazıldığı yıllarda yeni bir şehirleşmenin başladığı bu bölgeyi incelemek için bilimsel bir tarzda hazırlanmıştı. Levent bölgesinin fiziki ve jeolojik durumu, iklimi, tarihçesi, nüfus yapısı, idari, kültürel ve iktisadi durumu, ziraat ve sanayi faaliyetleri, yerleşim ve mesken şekli gibi konular işlenmişti. Bir bölümü şöyle:

“Levent Mahallesi’nin 3. kısmının batısında ‘Perili Köşk’ adı ile anılan kagir bir bina vardır. Bu bina Abdülaziz’in av köşkü olup padişah bu binayı, ava gidiş ve dönüşte istirahat etmek için inşa ettirmiştir. İstanbul’un işgali sırasında bina, İngiliz askerlerine ikametgâh olarak tahsis edilmiş fakat halk hanedana ait bir binanın yabancılar tarafından işgaline tahammül edemeyip her gece köşkün camlarını taşlayarak buranın peri ve cinlerin evi olduğu şayiasını çıkartmak sureti ile İngilizlerin binayı terk etmesini sağlamışlardır. O günden beri metruk kalan ve Perili Köşk adı ile anılan bu av köşkü, mahallenin yegane tarihi yeridir. Bu günkü tapu kayıtlarına göre, bina maliye hazinesine aittir.”

Bu bilgiden hareketle şu sonuca varabiliriz; İstanbul’un İngilizler ve Müttefikleri tarafından işgal edilmeye başlandığı 13 Kasım 1918 tarihinde bu yapı bir harabe değil, kullanılabilir haldeydi.

Şimdi gelin biraz daha eskiye gidelim, konuyu biraz daha derinlemesine inceleyelim ve bu tarihi yapıyı daha iyi tanımaya çalışalım.

Kasrı, üç döneme ayırarak anlatacağım: Levent Kışlası’nın ve III. Selim’in Hünkâr Kasrı dönemi, Perili Köşk dönemi, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Levent Binası dönemi.

Yapıya, dönemler itibarı ile çeşitli isimler verilmiş. Kasır, hükümdarlar için şehir dışında yaptırılmış küçük saray veya köşklere verilen addır. Köşk ise, bir bahçe içinde yapılmış, büyükçe ve süslü eve verilen addır. Bu terminolojiye göre bu yapı bir Kasırdır. Ben bu yazımda ilk adı olan “Hünkâr Kasrı” adını kullanacağım.

Levent Kışlası’nın ve III. Selim’in Hünkâr Kasrı dönemi

Ünlü ve bugün yerinde yeller esen Levent Çiftliği’ni ve sonrasındaki Levent Kışlası’nı anlatmadan Hünkâr Kasrı’nı anlatmak olmaz. Çünkü bu Kasır, 1793 yılında, III. Selim (1761-1808) (saltanatı 1789-1807) döneminde inşa edilen, 1808 yılında yakılan ve yıkılan Levent Kışlası’nın pek çok binasından günümüze kalan tek yapıdır. Osmanlı’nın önemli bir dönemine, hem de tepeden bakarak şahit olmuş, Nizam-ı Cedid askerlerinin eğitimlerini, daha sonraki isyanı, acımasızca yapılan yangını ve yıkımı görmüş, ilk olarak Sultan III. Selim’i, daha sonra zaman zaman diğer Sultanları misafir etmiş, bütün bu olaylardan kendini kurtarmış ve ayakta kalmıştır. “Dili olsa da konuşsa” derler ya, işte öyle bir yapıdır bu yapı.

Bugünkü Levent semtinin ilk kullanımı, Osmanlı Sultanı I. Abdülhamid (1725-1789) (saltanatı 1774-1789) dönemine rastlar. Maslak, Belgrad Ormanları, Baltalimanı, Beşiktaş ve Ortaköy yolları üzerinde bulunan bu alan, 1700’lü yıllarda, üzerinde yerleşim bulunmayan ıssız bir yerdi. Kuzeye doğru uzanan Büyükdere yolunun doğusundaki plato ve vadiler Boğaz’a kadar uzanan ıssız ormanla kaplıydı. Bu ormanın Büyükdere yolu kenarında bir hayvan çiftliği vardı. I. Abdülhamit 1775 yılında, bugünkü güzergâhını takip eden Büyükdere yolunun doğusundaki geniş araziyi 1770-1779 yılları arasında Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı), daha sonra 1789 yılında Sadrazam olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın (1713-1790) idaresine verildi.

Paşa, Cezayir’deki başarıları sebebiyle Cezayirli olarak anılıyordu ama aslında Kafkas-Azeri kökenliydi. Çok becerikli olan Paşa, bölgeyi tarım için bir nevi üretim çiftliği haline getirdi, bahçeler ve binalar yaptırdı. Kendine bağlı bir grup denizci askeri de (leventler) bölgenin güvenliğini sağlamak ve askeri eğitim yaptırmak için buraya yerleştirdi. Bahriye erlerine Venedik kökenli Levantino kelimesinden üretilen Levent deniyordu. Leventlerin varlığından dolayı bölge “Levent Çiftliği” olarak anılmaya başlandı.

Önceki dönemde denizci askerler, Kasımpaşa kahvelerinde toplanıyorlardı ve düzenli bir eğitim yerleri yoktu. Bu büyük eksikliği gören Paşa, 1770 yılındaki Çeşme Savaşından sonra 1774 yılında Kasımpaşa’da Kalyoncu kışlasını inşa ettirerek Mühendishane-i Bahri Hümayun’un temelini oluşturdu. Böylece Sultan III. Selim’in ıslahat hareketine yardımcı oldu. Bu iş için Kasımpaşa’daki ikametgahını da okula tahsis etti (bugünkü Deniz Hastanesi’nin bulunduğu tepe).

Levent Çiftliği’nde 1770’li yıllarda Sultan I. Abdülhamid’in at bindiği ve eğlenceler tertip edildiği biliniyor. Ardından tahta çıkan Sultan III. Selim, Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın ölümünden bir yıl sonra (1791), Levent Çiftliğinde var olan yapılara, büyük bir kışla, atış ve eğitim alanları ile bir kasır eklenmesini ve bölgenin askeri amaçla kullanılmaya hazır hale getirilmesini istedi.

Bu dönemde Yeniçeriler, önceki başarılarına rağmen giderek sorun olmaya başlamışlardı. Bir kısmı Anadolu’da tarımla uğraşıyor, bir kısmı İstanbul’da esnaflık yapıyordu. Savaşlar dışında işsiz olan bu ordunun kontrolü zorlaşmıştı. Yeniçeri teşkilatındaki aksaklıkları gören, askeri alanda düzenlemeler yapmak isteyen ve yeni bir ordu olan Nizam-ı Cedid ordusunu kurmayı planlayan Sultan III. Selim, yeni kışla için mevcut askeri yerleşimlerden ve Yeniçerilerden uzak olan bu bölgeyi uygun gördü. Nizam-ı Cedid (Yeni Düzen) adı verilen bu yeni ordunun ileride Yeniçerilerin yerine geçmesi planlanıyordu. İstanbul’un merkezine göre tecrit edilmiş bir noktada olan ve daha önce topçuların da eğitilmesi için kullanılan Levent Çiftliği, hoşnutsuzluk yaratmaması için halktan ve eski birliklerden uzak bir yerde, Nizam-ı Cedid ordusunun talim alanı olarak seçildi.

Ancak bu yeni ocağın güvenliğini sağlamak önemli bir işti. Yeniçeri ordusunun ve halkın sempatisini, hiç olmazsa tarafsızlığını sağlamak lazımdı. Bu maksatla devlet, propaganda yapmaya mecbur oldu. Rusların Boğazları alarak İstanbul’un su bentlerini ele geçirme projeleri olduğu ortaya atıldı. Bu aslında çok da uzak bir ihtimal değildi. İstanbul’u savunmak için gereken askerleri bir araya getirmek için en az iki ay gerekiyordu. Levent Kışlası’nda eğitimli askerler bulundurulması, İstanbul’un başına gelebilecek böyle bir tehlikeyi önlemek içinmiş gibi gösterildi.

Yeni ordunun kurulma süreci sessizce yürütülürken, kışla tamamlanana kadar askerler ve subaylar kent içindeki çadır ve barakalarda inşaatın bitmesini beklediler. İşsiz gençler ve önemli Anadolu Ayanlarının özel askerlerinden çok sayıda genç ocağa kaydedildi.

Devlet adamları, yeniçeri ocağının dışında bağımsız bir asker ocağının kurulmasını çok tehlikeli buldular. Yeniçerilerin isyan ederek bütün planları altüst etmeleri mümkündü. Sultan, Nizam-ı Cedid’in başlı başına bir askeri ocak olmasını ve buna Yeniçerilerden genç olanlarının girmesini istedi. Yeniçeriler bunu reddettiler. Nizam-ı Cedid’i dinsizlikle eşdeğer saymakta, “Haşa, Moskof olurum, cedid askeri olmam!” demekteydiler.

Sultan ve danışmanları, kamuoyunun hazır olduğunu tespit ettikleri 1794 yılında, askeri örgütlenmeyi oluşturan resmi düzenlemeleri ilan ettiler. “Levent Çiftliği” böylece “Levent Kışlası” olarak anılmaya başlandı. Nizam-ı Cedid, Bostancı Ocağı’na bağlı bir ocak şeklinde kuruldu. Asker sayısı 12.000 kişi olacaktı. Bunun 1.600’ü İstanbul’a, kalanı Rumeli ve Anadolu’ya yerleştirilecekti. Sultan, Sadrazam ve diğer devlet adamları Nizam-ı Cedid askerinin yetiştirilmesi ile yakından ilgilendiler. Bu sınıfa yazılan gençler Levent Kışlası’na gönderildiler, bir örnek giydirildiler ve Avrupa tarzı eğitime başladılar. Yerleşim alanlarından uzak bir yerde inşa edilen kışlaya ulaşmak için Baltalimanı ile kışla arasında yol yapımına önem verildi ve beş adet köprü 1795 yılında onarıldı.

Nizam-ı Cedid kışlası sadece mimari olarak değil, kurumsal olarak da Et Meydanı’ndaki (Aksaray) yeniçeri yerleşiminden farklıydı ve çok daha çağdaştı. Barındırılan askerlerin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmıştı. Üniformalar da farklıydı. Levent Kışlası mensupları kırmızı, Üsküdar Kışlası mensupları mavi, Anadolu kışlalarının mensupları ise yeşil üniforma giymekteydi. Askeri sınıfların ayrı işaretleri ve numaraları vardı. Yeniçeri kıyafetlerinde bu ayırım çok fazla değildi, kimin hangi birliğe ait olduğu kolaylıkla anlaşılamıyordu.

Kışlada, askerin silah ihtiyacını karşılamak için tüfek ve kasatura fabrikaları kuruldu. Tüfek imalathanesinde, kaynakçı, dökmeci, tabancacı ve kundakçı atölyeleri vardı. Ayrıca; subaylar için lojman konutları, hastane, eczane, hamam, aşçı, çamaşırcı ve berber dükkânları ile III. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan’ın yaptırdığı mescit bulunuyordu. Hastane, eğitim meydanının yola yakın yerinde ve aynı anda yüz hastaya hizmet verebilecek şekilde yapılmıştı. Askerlere ot yataklar ve gece yatarken giymeleri için gömlekler ve gecelikler verilmişti. Bundan önce askerler gece soyunmadan yerlere serilen hasırlar üzerinde uyuyorlardı. Bu sebeple üniformaları daha çabuk eskiyordu.

Sultan III. Selim, kışlaya hakim bir yere (bugünkü 4. Levent) bir de kasır yaptırmıştı. Oluşturmaya çalıştığı Nizam-ı Cedid birliklerinin eğitimini izlemek ve denetlemek, işleyişi ve çalışmaları kontrol etmek, bu arada avlanmak ve dinlenmek amacıyla sık sık bu kasra geliyordu.

Sultanların; biri şahsına, diğeri devlet işlerine ait iki Ruznameleri (günlük olayların yazıldığı defter) vardır. Şahıs yani iç Ruznameleri kendisinin o günkü hayatı hakkında olup kişiseldir. Dış yani devlet işleri Ruznameleri ise geniş kapsamlıdır ve vak’a nüvis tarihlerinde (zamanın olaylarının yazıldığı tarihlerde) bulunmayan bazı bilgileri de içerdiğinden önemlidir. Sultan III. Selim dönemine ait önemli kaynaklardan biri, Sultan’ın Sır Katibi Ahmet Efendi tarafından tutulan Dış Ruznamedir ve türünün nadir örneklerinden biridir. Eser tek nüsha ve el yazması olarak, Topkapı Sarayı Müzesi arşivindedir. III. Selim’in tahta geçmesinden iki yıl sonra başlayıp, Mart 1791-Aralık 1802 tarihleri arasını kapsamaktadır. Bu günlükleri gözden geçirdiğimde, III. Selim’in sadareti süresince en az 60 defa Levent Kışlası’na ve Hünkâr Kasrı’na geldiğini gördüm. Her gelişinde genellikle yemeğini burada yiyor, eğitimi, atışları, etkinlikleri ve güreş müsabakalarını izliyor, müzik dinliyor ve Hünkâr Kasrı’nda dinleniyordu.

Kışlaya ve kasra atlı arabalarla ve korumalarla geliyordu. Bugünkü Sporcular Parkı’nın yürüme yolu boyunca ahırlar ve korumaların barındığı tek katlı bölümler vardı. Sporcular parkındaki tek odalı taş yapı, bu binalardan geriye kalan son örnektir. Bazı günler buradan Bentleri görmeye ve incelemeye gidiyor, bazı günler Baltalimanı’na iniyor ve deniz yoluyla Saray’a dönüyordu. Günümüzde bölgeyi gezerek veya çekilen fotoğraflara bakarak, arazinin durumunu ve Sultan III. Selim’in Hünkâr Kasrı’ndan bugünkü 1., 2. ve 3. Levent’i kaplayan kışlayı ve eğitim alanlarını nasıl gördüğünü hayal edebilirsiniz.

Sultan III. Selim, sivil mimarlık örneği olacak çok sayıda yapı inşa ettirmesine rağmen, iki camisini de askeri bölgelerde inşa ettirmişti. Bunlardan biri Humbarahane Kışlası içindeki Humbarahane (Halıcıoğlu) Camii, diğeri Levent Kışlası’nın bahçesindeki cami ve çeşmeden oluşan yapı grubudur. Günümüzde Levent’teki bu eserlerin hiçbiri yoktur.

1792-1798 yılları arasında Fransa’nın gönderdiği bir heyetin başkanlığını yapan ve uzun süre İstanbul’da kalan Dr. Oliver, Levent Kışlası’nı ziyaret etmişti. Fransız bilim adamı, hekim ve gezgin Oliver’e göre, bölgede son derece güzel bahçeler ve bakımlı büyük binalar vardı. Kışlada 1.200 askerden kurulu bir piyade kıtasıyla, topçu ve süvarilerden oluşan 4.000 kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Dr. Oliver’in bu gözlemleri 1798 yılına aittir. Nizam-ı Cedid Ordusu zamanla daha da güçlendi 27.000 askerden oluşan bir kuvvet haline geldi.

1801 yılında Mısır’ı işgal eden Fransızlara karşı Osmanlı Ordusu ile birlikte sefere çıkmak üzere İstanbul’a gelen William Wittman adlı İngiliz doktor, 1803 yılında yayınladığı anılarında Levent Kışlası’na geldiğini, çevrenin çalılık ve fundalık kaplı, etrafının tepelerle çevrili olduğunu, ahırlar bulunduğunu ve Türklerin at ile talim yaptıklarını yazıyor. Çevrede üzüm bağları ve bahçeler gördüğünü, toprağın killi ve kumlu olduğunu ekliyor. Kaptan Paşa (Kaptan-ı Derya) ve bir kaymakam tarafından karşılandığını (o sırada Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa’dır), kendisine kahve, şerbet, tütün ve kolonya gibi bir esans servisi yapıldığını, ziyaret sonrası Büyükdere’ye gittiğini ve orada kaldığını yazıyor.                                                                                                                                                                                                                                                    Nizam-ı Cedid, ilk defa olarak Mısır seferi sırasında Gazze’de ve Akka Kalesi önünde Napolyon’a karşı önemli bir başarı kazandı. O sırada Mısır’da bulunan Kaptan-ı Derya Salih Paşa elindeki 1087 askerle Mısır’da hiçbir şey yapamayacağını bildirerek, Levent Çiftliği’nde eğitim görmüş 10.000 civarında askere ihtiyacı olduğunu bildirmişti.

18. ve 19. yüzyıl haritalarında, Beşiktaş, Ayazağa hattı üzerindeki yerleşimler ve Levent Kışlası görülmektedir. F. Fried tarafından 1821 yılında hazırlanmış İstanbul haritasında, kışlanın orta avlusunun dikdörtgen ana kütlesi belirgin bir biçimde gösterilmiştir. 1831 tarihli Robert Walsh (1772-1852) haritalarında ve Melling’in kitabındaki Boğaziçi haritasında, Levent Kışlası’nın yerleşimi detaylı biçimde görülmektedir. Haritada, kışlanın ve kasrın isimleri geçmekte ve yapı grubunun 1808 yılında yandığı yazmaktadır.

Levent Kışlası’nın, Mahmut Raif Efendi tarafından yapılmış, 1798 yılından önceki fiziki durumunu gösteren bir gravür var. Bu gravürün, muhtemelen bugünkü Metrocity’nin bulunduğu yerden yapıldığı anlaşılıyor. Gravürde; orta avlu, dikdörtgen bir ana kışla kütlesi, buna paralel ek binalar açıkça görülmekte.

Nizam-ı Cedid karşıtlığı, elbette bazı saray mensuplarının da teşviki ve katılımı ile, 25 Mayıs 1807 günü Rumelikavağı’ndaki Boğaz yamaklarının başlattıkları Kabakçı Mustafa Ayaklanması ile sonuçlandı. Kentte günlerce süren terör yaşandı. Olayların son safhası Levent ve Üsküdar Kışlalarında yaşandı. 1807 olaylarında bir zarar görmeyen her iki kışla, asiler ve onlara katılan muhtelif fırsatçıların saldırısına uğradı. Levent Kışlası, özellikle Galata, Tophane ve Beşiktaş tarafından akın eden asilerin saldırısında çok büyük zarar gördü. Yollar ve köprüler kapatıldı. Kaçamayan Nizam-ı Cedid askerleri yakalanıp öldürüldüler. İsyanda kışla tahrip edildi, yakıldı ve Nizam-ı Cedid Ordusu’na ait İstanbul’da ne varsa yok edildi, ancak Hünkâr Kasrı’na dokunulmadı.

İsyan sonrası yeniçeriler Sultan III. Selim’i tahttan indirdiler ve bir yıl sonra 28 Temmuz 1808 günü, 47 yaşında Topkapı Sarayı’nda katlettiler. Mezarı Laleli Camii’ndeki türbesindedir.

Aynı gün 30. padişah olarak tahta çıkan Sultan II. Mahmut, tahta çıktığı ilk gün, Sultan III. Selim’in ölümüne sebep olanları birer birer idam ettirdi ve o gün Topkapı Sarayı’nın kapısında 33 adet kesik baş sergilendi. II. Mahmut, III. Selim’in başlattığı ıslahat hareketlerine genişleterek devam etti.

Boğaz’a kadar uzanan bu büyük alan, ağaç kesimleri, orman yangınları ve Nizam-ı Cedid askerlerinin talim sırasında yaptıkları tahribat sebebiyle ot ve bodur bitkilerle doldu. Kısa sürede çorak ve vadilerden oluşan ıssız bir bölgeye dönüştü. Boğazın sert rüzgarları ormansız kalan bu arazileri daha da bozkır haline getirdi. Kurtların indiği bir yer olarak anılmaya başlandı. 1940’lı yıllara kadar kışlanın bulunduğu alan, yer yer tarım yapılan, ağaçları yok olmuş, tahrip edilmiş, boş bir arazi olarak kaldı. Özetle, Hünkâr Kasrı’nın bu dönemi, az veya çok kullanılarak 127 yıl sürdü.

Perili Köşk dönemi

1920 sonrası, kasrın giderek terk edildiği, harap olduğu ve 1993 yılına kadar devam eden 73 yıllık dönem başladı. Perili Köşk olarak anılan, hayaletlerin yaşadığı sanılan, berduşların barındığı bir yer oldu. Pencere çerçevelerini mermerlerin süslediği tuğla örme yapının, dikkatli bakınca sıradan bir yer olmadığı anlaşılıyordu. Önündeki kuyuya atılan taşların sarnıçta çıkardığı ses gizemli bir hava yaratıyordu. Çocukların çevresinden geçmeye korktukları yapı bu gizemini yıllarca sürdürdü. Bazı kişilerin pembe renginden dolayı Çilekli Pastaya benzettiği bir tarihi yapı olarak on yıllarca ayakta kaldı.

4. Levent çevresinde 1960’lı, 70’li hatta 80’li yıllarda pek çok film çekilirken, filmcilerin ilgisini çekti. Avantür ve polisiye filmlerin tabii bir platosu haline geldi. 1989 yılında Mehmet Aslantuğ’un rol aldığı polisiye bir filmin çatışma sahnesinin gece ışıklar altındaki çekimine ben de tanık olmuştum.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun Levent Binası dönemi

TFF başkanı Şenes Erzik, Federasyon uzun yıllar bina sorunu yaşadığı için bir yönetim binası olmasını istiyordu. 4. Levent’teki harap bina dikkatini çekti ve kasrı Federasyona kazandırmak için tüm gücünü ortaya koydu. Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarla görüştü. Anıtlar Kurulu ile süren temasların ardından kasır, 1991 yılında aslına uygun bir şekilde onarmak şartı ile 49 yıllığına Federasyona kiraladı. Restorasyon 1993-1995 yılları arasında titiz bir çalışma ile bitirildi ve bina 24 Mart 1995 Cuma günü törenle açıldı, tüm birimler buraya yerleşti ve tarihi yapı bu defa Türk futboluna hizmet etmeye başladı. Aslında bu yapıda Türk futbol tarihi yeniden yazıldı.

Piontek’i 1990 yılında Türkiye’ye getiren Şenes Erzik, 1993 yılında da onun yardımcısı olan Fatih Terim’i teknik direktör olarak atadı. İki tercihi ile Erzik, 1996 Avrupa Şampiyonası’na giden A Milli Takımın temellerini burada attı. Terim, 1995 yılından sonra burada Milli takım için çalıştı ve Türkiye, tarihinde ilk kez İngiltere’deki Euro 96 finallerine gitti. Haluk Ulusoy döneminde TFF binası olarak kullanılan yapı, TFF İstinye’ye taşındıktan sonra Terim’e tahsis edildi. Terim, Haluk Ulusoy’un TFF başkanı iken kullandığı binanın ikinci katındaki manzaralı odaya yerleşti. 20 kişiye yaklaşan ekibiyle salon görünümlü bu büyük odada, geleceğin planlarını yaptı, Türkiye’yi 2016 ve 2020 Avrupa Şampiyonası ile 2018 Dünya Kupası’na taşımak için çalışmaya başladı.

Şunu da eklemek gerekir; eğer rahmetli Şenes Erzik ve TFF binayı kiralamasalardı ve restore ettirmeselerdi, belki bugün bu değerli yapının yerinde yeller esiyor veya bambaşka bir bina boy gösteriyor olacaktı. Bu sebeple mahalle olarak onlara da teşekkür borçluyuz.

Sultan III. Selim

Yazı boyunca adından sık sık bahsedip, Konaklar Mahallesi’ne ilk defa bir bina yaptıran, sık sık gelen ve ikamet eden Sultan III. Selim’den ve çok kısa da olsa bu önemli kişiyi tanıtmadan yazıyı bitirmek olmaz.

Bence, Konaklar Mahallesi’nin ilk ve en eski sakini Sultan III. Selim’dir. Konaklar Mahallesi’nin en eski sakinleri listesi yapılsa adını en başa yazmak hiç de yanlış olmaz. Osmanlı Devleti’nin en önemi Sultanlarından biridir. Kısaca; işlerin hiç iyi gitmediği bir dönemde bunu gördüğünü, Devlet yapısında ilk kez radikal değişiklikler yaptığını, Nizam-ı Cedid ordusunu, Kara Mühendishanesini ve ilk devlet matbaasını kurdurduğunu, ilk kez daimi elçilikler açtığını, askeri ve teknik okullarda Fransızcayı yardımcı dil yaptırdığını, İrad-ı Cedid hazinesini (Nizam-ı Cedid ordusunun giderlerini karşılamak için bütçe) oluşturduğunu, Levent Kışlası ile birlikte Selimiye Kışlası’nı yaptırdığını, ancak sonunda Kabakçı Mustafa isyanı ile tahttan indirilip sonra da katledildiğini belirtip bu bölümü bitiriyorum.

Sonuç

Kasır halen TFF kullanımında. Bahçesindeki dev bayrak direğinde dalgalanan Türk Bayrağı ile ve gururla; “Ben neler duydum, neler gördüm, nice Sultan’ı misafir ettim, sizin dedeleriniz, hatta onların dedeleri bile bu dünyada yokken ben buradaydım ve 228 yıldır da ayaktayım!” diyor adeta. Önünden her geçişimizde ona bir selam versek yeridir. Önemli bir Sultan’ın bizlere hediyesi olan bu yapıya Konaklar Mahallesi, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul olarak çok iyi bakmalı ve sahip çıkmalıyız.

Son bir not

Zincirlikuyu’da 1884 yılında yapılmış güzel bir kasır daha var. Bugün, Yapı Meslek Lisesi yönetim binası olarak kullanılıyor. Buradaki yapılar topluluğu Sultan Abdülaziz’in oğlu Veliaht Prens Yusuf İzzettin Efendi’nin (1857-1916) yazlık konutu olarak dönemin ünlü mimarı Sarkis Balyan’a (1835-1899) yaptırılmıştı. Uzun yıllar Yusuf İzzettin Efendi’nin kullandığı Kasır, II. Meşrutiyetin ilanı ve Yusuf İzzettin Efendi’nin İttihat ve Terakki ile ters düşmesi sonucu onun zorunlu ikameti haline geldi ve inziva yılları başladı. 2 şubat 1916 günü, babası Abdülaziz ile aynı kaderi paylaştı ve Harem Kasrı’nda bileklerini keserek intihar etti veya öldürüldü. Aile bireyleri Saltanatın kaldırılmasına kadar burada ikamet ettiler.

Bu kasrı ve olayı neden anlattım? Dikkat ederseniz Hünkâr Kasrı ve Zincirlikuyu Kasırları, birbirlerine çok benziyorlar. Ama yapım yılları arasında 92 yıl fark var. Hünkâr Kasrı çok daha kıdemli. Şimdi bir soru soralım. Acaba Sarkis Balyan’ın eli 1884 yılında restorasyon için Hünkâr Kasrı’na de değdi mi? Sarkis Balyan’ın yaptığı eserlerin listesini inceledim, aralarında Hünkâr Kasrı yok. Acaba restorasyon olduğu için mi listeye yazılmadı? Bu konuda hiçbir ipucu bulamadım. Ama bence bu çok yüksek bir ihtimalle böyle.

Yazıda adı geçen kişiler hakkında notlar

EROL TÜMERTEKİN (1926–2012): İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsüne Asistan, 1952 yılında Doktor, 1956 yılında Doçent ve 1964 yılında Profesör oldu. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, İstanbul Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde dersler verdi. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Yönetim Kurulu Üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü, Dekan Yardımcılığı ve 11 yıl Coğrafya Bölüm Başkanlığı yaptı. Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanındaki çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulundu.

CARL GUSTAF LÖWENHİELM (1790-1858): Babası Kont Carl, İsveçli bir diplomat ve Korgeneraldi. Bir malikanede büyüdü. Orduya 1809 yılında katıldı, 1811’de İsveç’in gelecekteki Kralı’nın hizmetinde saraya alındı, 1821 yılında albay oldu ve İsveç genelkurmayında çalıştı. 1824-1827 yılları arasında İstanbul’da Babıali nezdinde İsveç elçisi olarak bulundu. Bu süre içinde değişik konularda 250 resim yaptı. “Bir Zamanlar Türkiye” albümündeki resimlerin yaklaşık yarısı, belgesel ve sanatsal değer taşıyor.

Kaynakça: 

Arıkan, Semra, III. Selim’in Sır Katibi Ahmet Efendi Tarafından Tutulan Ruzname, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1993.

Danacı, Aysel Yıldız, 1807 ve 1808 Olaylarında İstanbul, Büyük İstanbul Tarihi, Siyasi Olaylar, 2015.

Findley, Carter, Modern Türkiye’nin Tarihi (İslam, Milliyetçilik ve Modernlik 1789-2007), Timaş Yayınları, 2012.

İşipek, Ali Rıza, Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayını, 2009.

Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2007.

Kurtoğlu, Feyzi, 1768-1774 Türk-Rus Harbinde Akdeniz Harekatı ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Genelkurmay Başkanlığı IX. Deniz Şubesi, 1942.

Löwenhielm, Carl Gustaf, Bir Zamanlar Türkiye, YKY, 2006.

Özalp, Şengün, Levent Mahallesinin Beşeri ve İktisadi Etüdü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Mezuniyet Tezi, Tez No: 2807, 22 Mayıs 1959.

Sakaoğlu, Necdet, Bu Mülkün Sultanları, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 2006.

Sarıcaoğlu, Fikret, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi, I. Abdülhamid (1774-1789), Tarih ve Tabiat Vakfı, 2001.

Sergi Kataloğu, İmparatorluktan Portreler, Suna ve İnan Kıraç Vakfı, 2005.

Şenyurt, Oya, Arşiv Belgeleri Işığında III. Selim’in Askeri Alandaki Kararlarının İstanbul’da Kent Mekanının Kullanımına Etkileri, Bilig, Sayı 78, s. 199-227, Yaz 2016.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, III. Selim Zamanında Yazılmış Dış Ruzname, 1791-1792 Senelerine Ait Vekai, Topkapı Sarayı Arşivi 4814, Makale, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Witmann, William, Travels in Turkey, Asia-Minor, Syria, Egypt, London, İlk basımı: 1803 – Son basımı: Arno Press, The New York Times, 1971.

Yeşil, Fatih, İhtilaller Çağında Osmanlı Ordusu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2016.

Yeşil, Fatih, Trajik Zafer (1806-1807), İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.

 

b+ / 33. sayı / yaz 2021
Haberi Paylaş:

Beşiktaş Belediyesi


BKS logo

© 2021 Beşiktaş Belediyesi. Sitedeki tüm metin ve görseller Beşiktaş Belediyesi'ne aittir. İzinsiz kullanılamaz.

F5 İletişim